KUTALMIŞ ve TÜRKMENLER

(Prof. J. Markuart, W. Barthold, L. Rasonyi ve P. Pelliot'a göre) Gazneliler zamanında dağınık halde göçebe olarak yaşayan Türklere Türkmen denmekteydi. Onları Gaznelilere karşı birleşip ayrı bir devlet kurmaya çalışan Arslan Beydi. Arslan Bey Gazneli Mahmut'un oyununa gelip, Kalıncar Kalesine haps- edilmesi ve orada öldürülmesiyle Horosan'da bulunan ve zaten başsız olan Türkmenler oraya buraya dağıldılar. Horasan'da Mikail Oğullarının bunu önleyememesi ve bir araya toplayamaması sonucu olarak, Gazne beylerinin Sultan Mahmut'a müracaatiyle dörtbin hane kadarı, uzak tehlikeyi sezen Gaznelilerin Tuş valisi Arslan Gazib'in itirazlarına rağmen Nesa, Baverd ve havalelerine yerleştirdiler Arslan Beyin hapis olmasıyla sultanlık, Tuğrul ve Çağrı Beyler tarafından; Mikail nesline intikal etmiştir

Gazneliler karşısında kötü durumları olan Tuğrul ve Çağrı Beyler kendilerine daha emin yerler bulabilmek amacıyla bir keşif seyri yapmaya karar verdiler. Çağrı Bey ağabeyinin isteği ile yukarıda bahsedilen Türkmenlerden kurulu 3000 kişilik bir süvari ordusu ile Anadolu'ya doğru akma çıktı. Zaten Bizans sınırları onlarca malumdu. Çünkü daha 964-966 yıllarında Horosan'dan Ermeniye Bölgesine gaza için gelmişlerdi Çağrı Bey 1018'de Irak Türkmenleriyle Van Gölü etrafında Ermeni Vaspuragan topraklarına girdi. Karşısına çıkan kuvvetleri kırdı. Bu kuvvetlere halen Anadolu'da muhkim halde bulunan Türkmen kuvvetleri de katıldılar. Böylece batıdan gelecek bir tehlikeyi ortadan kaldırmış olacaklardı. Daha kuzeye de çıkıp Ermeni Ani krallığının Bıncı kalesi kumandanı Vaşak Pahlavuni'yi öldürerek yendi. Ermeni Kralının ölüm kitabesi 1029'dur. Bunun üzerine Doğu Anadolu'da bulunan bütün Ermeniler, Vaspuragan kralı Senekherim idaresinde Orta Anadolu'ya kadar gittiler. Bu gidişi Türkmen süvarileri takip etti. Çağrı Bey de Türkmenleri Anadolu'da bırakarak Tuğrul Bey'in çağrısı üzerine Cent şehrine döndü.

Çağrı Bey'in Anadolu seferinde 946-966 Türkmenleri ile yeni Türkmen kolları da Anadolu'da çeşitli sarp yerlerde yerleştiler. Türkmenler arasında adları sevilerek yayılan Tuğrul ve Çağrı Beyler, 1040'da Gaznelileri yenince, Anadolu'daki Anadolu Türkmenleri de kendilerine bir kurtarıcı bulmuşlardı. Orta Anadolu'ya kadar gelen Türkmen göçleri her zaman kuşku içindeydiler. Çünkü Düşman topraklarında yalnız idiler. Tuğrul Bey'in veziri Amid'ül Mülk'ül Kündüri'nin Bağdat'a kadar fethi ve Anadolu'yu fetih için Kutalmışın gönderilmesi ve akınların sıklaşması, Anadolu'da bulunan Türkmenleri nefeslendiren olaylar oldu. Anadolu'daki Türkmenler bundan yararlanıp bir kolu da Mut, Karaman, Ermenek havalelerine kadar Klikya Bölgesin! Ermenilerden alıp, Akseki'ye kadar gittiler.

Klikya Bölgesine gelen Türkmenlerin bir kolu da Afşar Boyundandır. Bu boy Türkmenlerin başkanları Piri Mehmet'tir. Piri Mehmet'in oğullarından Karaman Bey Karaman'da, Oğuz Bey de Taşkent yöresine gelip yerleşmişlerdir. Afşar boyu Türkmenlerindendir. Bu hususta Harp Okulu Siyasî Tarih Öğretmeni Tahsin Ünal; Karamanoğulları Tarihinin I. fasikülü 20-25. sayfasında şöyle anlatır: «Yöreye (Klikya) yerleşen Türkmenler, Afşar boyundandır. Aynı boydan yörükler ise, İshaklı, İmamlı, Bahşiş ve Keşşeflidir.»

Oğuz Bey, kardeşi Karaman Han'dan ayrılıp Taşkent'e adı ile maruf Oğuzeli'ne yerleşmiştir. Piri Bey oymağından Oğuz Bey ile beraber gelen (1031-1035) bugünkü sülale adları şunlardır:

1 - KURRALAR (Bekir Efendi Oğulları)
2 - MEHMET EFENDİLER
3 - HACIVELLER
4 - ŞIHOCAGÎL
6 - MUSTAFALAR (Hacı ibrahim Oğulları)
7 - TOMBULLAR

Ana koldan kopmuş atalarımız, düşmanlarından korunmak amacıyla sırtlarını sarp dağa ve kayaya vermiş, kuşkulu ve yardım beklemektedirler. Kışı Oğuzeli'nde geçiren atalarımız bugünkü Sazak mevkiinde Katran Boğazı mevkiine kadar, aile aile dağılıp dikkat çekmekten kaçınmışlardır. Böyle göçebe ve kuşkulu hayat, Anadolu'yu baştan başa fetheden ve Bizans'ı tehdit eden Kutalmış'la feraha kavuşacak, 1071'de, Malazgirt Zaferiyle kök atacaktır.

Oğuzeli: Halk dilimizde AVUZELİ olarak söylenmektedir.

Atalarımız ana yurttan göç ederek geldikleri bu yeni yurtlarım hiç de yadırgamadılar. Çünkü M.Ö. ki büyük göçlerden Mezepotamya'da kurulan Türk Devletleri gibi Anadolu'da da atalarımızın izine rastlamışlardır. M.Ö. Etilerin hüküm sürdüğü, Lidya ve Firigya gibi devletlerin tarihî zenginlikleriyle dolu olan yeni yurtlarını bir ata yadigarını alırcasına Klikya Ermenilerinden, Bizans Rumlarından cebren almışlardır (1031-1035).

Orta Asya'da hüküm süren Selçuklu imparatorluğu parçalandıktan sonra çeşitli beylikler ve ayrı ayrı devletler ortaya çıkmıştır. Bu sıralarda Orta Asya'yı, İran, Suriye ve Irak'ı istila eden bir İmparatorluk meydana çıkar. Cengiz Han - Moğol imparatorluğu. Bu imparatorlukla iyi geçinmesini bilen Anadolu Selçukluları istilaya uğramamıştır. Bunun sonucu olarak da İran'dan, Suriye ve Irak'dan göçmen Türkmenler Anadolu'ya sığınmışlardır. Bu sığınmada Klikya Bölgesine gelip yerleşenler de oldu. Ancak, bunları kovalayan bir Moğol Kavmi de buralara kadar geldi. Bu kabileler daha önce gelmiş olan Piri Reis oymağı ile ok atarak savaşmak zorunluluğu duydular. Kısa bir zamanda hepsinin aynı oymak Türk olduğu anlaşılıp Moğollara karşı birleştiler. Böylece daha kuvvetli ve daha da çoğaldılar. Yeni gelenlere Piri Şemsi Bey başkanlık ediyordu. Çünkü onlar da Afşar Boyu Türkmenlerindendir. Bu hususta da Ahmet Refik, Anadolu Türkmenleri adlı eserinin I. fasikülü 129. sayfasında şöyle anlatır: Afşar boylarına hanlık edenlerin hepsine Piri adı verilirdi. Moğollarla ilişkisi olan Afşarlar, 1051-1220 yıllarında Orta Asya'dan çıkmışlar, Suriye üzerinden gelip, Mut, Silifke, Ermenek ve Karaman havalelerine yerleşmişlerdir.

Bu saydığımız yerlerden ancak bizim yöremizde bu soy Türkmenler görüldüğünden kesinlikle bizim atalarımızdır. Demek oluyor ki 1031-1035'de gelen ilk atalarımızdan elli sene kadar bir zaman sonra :

Şemsi Bey, oymağıyla gelmiştir. Piri Şemsi Bey oymağında bulunan günkü sülale adı olarak da devam eden nesiller de şunlardır:

l- FAKILAR
2- HACIHALIMELER
3- EMİNLER
4- DAVUTLAR (Kazancılar)
5- HACILAR
6- ÇELİKLER

Ayrı zamanlarda gelen atalarımız Moğollarla birleşmiş, Şadılar, Kuzyaka, Sağırarönü ve Müderris mevkilerine taşınmış göçebe olarak yaşamaya devam etmişlerdir. Kışın buraları, yazın da yaylaları yurt edinmişler. Bir yandan da Moğollarla da iyi anlaşmışlar. Çünkü Klikya Bölgesi dediğimiz bu yerler hala Ermenilerin elindeydi. Onlara karşı birleşmek zorunluluğu duydular. Şah Bucağı mevkiine geçip oraya yerleştiler. Hatta hanlarına bir de saray yaptılar. Ondan dolayı da oraya o gün bugün Şah Bucağı denir. Türk-Moğal karışımı zamanla ayırım yapılmamış, akrabalık, komşuluk, kız alıp vermekle hısımlık kurulmuş, birbirleriyle iyi münasebette bulunulmuştur. Böylece 1150 yılma kadar yaşamışlardır. Sürüleri ye nüfusları bir hayli kalabalıklaşmıştı. Sürülerine oymaktan birisi çoban olmuştu. Çevredeki meralar otlatmaya hayli elverişliydi. Su da böldü ve çevrenin ormanlık olması nedeniyle çok hoşlanan serin ve çam kokulu havası da vardı. Ne var ki çevrenin ormanları Frigya ve Lidyalılar zamanında gemi için birtakım tahrip görmüştü. Atalarımızın geldiği sırada en çok Hisar (ASAR) mevkilerinde ve ERENLERDE orman vardı. Çoban sürüleri otlatırken ormanın otluğundan, su kenarlarındaki çimenlerden de yararlanılıyordu. Bugünkü Kuzan Mahallesi ta-rafının o zamanki ormanlık sahası çobanın en çok girdiği ormanlıktı. Bir keçinin her gün dehliz bir yoldan gidip sakalı ıslak olarak çıkması çobanın dikkatini çeker. Keçiyi takibinde güzel bir suyu keşfeder. Akşam oymağında durumu izah eder. Ertesi günü bir grup keşfe çıkar. Bugünkü Ballar Çeşmesi suyunun gözü keşfedilir. Atalarımız karar verirler: Yayla, bağ göç etmekten yorulduk. Yeni keşfettiğimiz suyun etrafına toplanalım, evler yapalım, dirlik düzenlik kurup bir arada yasayalım. derler ve başlarlar evler yapmaya. Orman açılır, evlerde keresteleri kullanılır. Bugün bile evlerimizin içinde kökü yerde kalmış ağaçlar vardır. Böylece atalarımız bir köy haline gelmişlerdir (1150).