Sohbet: Avrupa'lı Olmak
Sami Selçuk

Türkiye O'nu, son iki yıldır adli yıl açılış konuşmalarında yer verdiği demokrasi, laiklik ve hukukun üstünlüğü gibi konulardaki sözünü esirgemez tavrıyla tanıyor. 1999'da Yargıtay Başkanlığı'na seçilen Sami Selçuk, hukukun üstünlüğü konusunda "yargıçlar, adalet dağıtmazlar, mevcut yasaları uygularlar. Yasalar adilse, sonuç da adil olur. Yasalar adalet süzgecinden, devlet de bu yasaların süzgecinden geçtikten sonra geriye kalan, hukukun üstünlüğüdür" diyor. Yargıtay Başkanı Selçuk, "Türkiye batıya yönelmiştir. Ancak doğulu yapan yönleri, yaklaşımlarındadır" görüşünü savunuyor. Türkiye'nin, AB'ye girdiği takdirde, tarihte ilk kez haç ile hilalin yanyana geleceğine işaret eden Yargıtay Başkanı, ekliyor: "Din ve kültür farklılığı özellikle AB'ni zenginleştirir. Birbirine uzak duran insanlar ilişki kuracaklar ve çoğulcu demokrasinin gereğine uyacaklardır. Türkiye, hukukuyla, ülkesi ve ekonomisiyle, kimliğini koruyarak Avrupalı olacaktır".

Kendinizi tanıtır mısınız?
1937'de Konya Taşkent'te doğdum. Liseyi Konya'da okudum. 1959'da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra, Ankara'da Yargıç adayı olarak mesleğe başladım. Fransa'da master yaptım. Fransızca ve İtalyanca öğrendim. 1972'den beri Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı, Yargıtay üyeliği ve Dördüncü Ceza Dairesi Başkanlığı görevlerinde bulundum.

Doğduğunuz şehir, Avrupa'dan izler taşıyor mu? Konya, geçmişte Selçuklu'ya başkent olmuş bir şehirdir. Sağlam bir kültürü vardır. Mevlana'dan etkilenmiştir. Sanılanın aksine, Konya hoşgörü açısından Avrupa ölçütünü yakalamıştır diyebilirim. İnsanları, karşısındakinin giyimini ve davranışlarını benimsemese de bunu dışarıya pek yansıtmaz. Konya'da ellili yıllarda bile mini etekli turistleri görmek mümkündü.

Kimlik deyince?
Çok geniş bir kavram. Kimliği oluşturan en önemli öğeler, tutum, davranış ve anlayıştır. Kültürel kimlik ise, başattır ve başat kimliğe herkesin saygılı olması gerekir.

Avrupalı hissediyor musunuz?
Hiç düşünmedim. Avrupa kimliğine yakınlık, öznel bir şey. Bu ülkenin bir parçasıyım. Hem Türk, hem Konyalı, düşünce yöntemi ve sorunlara yaklaşım açısından da Avrupalı'yım. Batılı, Sokrates'ten beri felsefe yapmıştır ve felsefenin akılcılığını işlemiştir. Bizde ise, doğuya özel mistik bir anlayış vardır. Doğu, kültürüyle elbette ayrı olacaktır. Ama yöntemler evrenseldir. Yerellik ile evrensellik buluşabilir. Nerede buluşabilir? Kültürünüzü muhafaza edersiniz, ama evrensel yönleriniz, Avrupa ve uygar dünya ile buluşabilir. Bu ayrı ayrı kürelerin birbiriyle örtüştükleri nokta, önemlidir. Türkiye'nin kültürel açıdan doğulu yönleri olması normaldir. Bunun yanısıra, hızlı bir batılılaşma içindedir. Ancak bir yöntemin benimsenmesinde henüz batılı olduğunu söyleyemem. Doğululuk, yaklaşımlar için sözkonusudur. Batılı insan, önyargılarla çarpışan insandır. Ancak batıda da önyargılı insanlar olabilir.

Avrupalılıkla özdeşleştirdiğiniz değer ve kavramlar var mı?
Laiklik ve demokrasi gibi evrensel kavramlarla özdeşleştiriyorum. Bu kavramların olmazsa olmaz bileşenleri var. Evrensel kavramların içini boşaltamazsınız. İnsanların bu kavramlardan sadece yararlanma hakkı vardır. Mülkiyet hakkı olamaz. Aksi takdirde, o kavramı ya da nesneyi istediğiniz şekle sokabilirsiniz. Türkiye, bilimsel düzeyde batılıdır. Türkiye'de laiklik, toplumun ezici çoğunluğunca benimsenmiştir.

Mesleğinizle Avrupa'nın ilişkisi?
Ceza hukukunun uygulanmasını, Fransızca ve İtalyanca kaynaklardan izliyorum. Türkiye'de batıdan aldığımız yasaları uygulamaya geçen yüzyıl başladık. Henüz istediğimiz noktaya gelmedik. Türkiye'deki uygulamada, gözden geçirilmesi gereken belirgin farklılıklar var. Ancak AB'ye uyumda hukuki açıdan fazla güçlük çıkmayacağını düşünüyorum.

AB ile bütünleşme çerçevesinde ulusdevlet ve egemenlik paylaşımı konularındaki düşünceleriniz nedir?
Ulusdevletin ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Ancak egemenlik paylaşımı söz konusudur. Egemenlik paylaşımı, Türkiye için çok sorun yaratmayacaktır. AB, bugün egemenlik paylaşımının, önemli bir örneğidir ve küreselleşmenin sakıncalarına karşı bir kalkandır. Adil gelir dağılımının giderek yok olması, yoksul ve zengin uluslar arasındaki farkın artması gibi açmazlardan kurtulmak için, AB, en iyi çözümlerden birisidir. AB'nin sadece üyelerini gönenç içinde yaşatmak için, koruma içgüdüsüyle içine kapanması söz konusu olamaz. AB, Türkiye'yi üyeliğe alırsa, Türkiye kapısından Çin Seddine kadar Türkçe'nin hitap ettiği ülkelere yönelebilir. AB'nin kazançları kaybettiklerinden fazla olacaktır. Türkiye de, AB'ye girerek, zengin ülkelerle bütünleşecek, ekonomisini, hukukunu ona göre düzenleyecektir.

Temel Hak ve Özgürlükler Şartını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir demokraside olması gereken bütün öğeleri taşıyor. AB'nin anayasası ve AB'nin vicdanının sesini yansıtan bir belge. Türkiye, kendi insanı için demokrasiyi istiyorsa, birey odaklı yeni bir anayasa yaparak, oradaki görüşleri aktarabilir. Meclisin şimdiki yapısı, yeni bir anayasa yapmaya uygun değil. % 1 barajını aşan partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının temsil edileceği bir Meclis ancak yeni bir anayasa yapabilir. Bugünkü sistemde %10 barajının altındaki partiler, ileride, görüşümüz alınmadı diyerek anayasaya itiraz edebilir. Çağcıl demokrasi, sivil toplum demokrasisidir.

Din ve devlet çatışması...
Türkiye, laik sisteme geçmek için çok çaba harcadı. Bu konuda halk duyarlı. Din, yönetime ve yasalara egemen olmamalıdır. Çeşitli dinler var. Hangi dini yasanın temeli yapacaksınız? Akılcılık, laikliği gerektirir. Laiklik, din ve vicdan özgürlüğünün yanısıra, toplumsal barışı da sağlar. Çoğulculuğun bir uygulamasıdır. Bir amaç değil, araçtır. Devlet yansız olmazsa, laiklik, barış işlevini yerine getiremez. Bir dine veya ideolojiye sahip olan devletin, diğer dinleri ve ideolojileri dışlayacağı açıktır. Bu totaliter rejimlerde söz konusudur. Görüşler ve inançlar arasında hiyerarşi olamayacağı gibi, düşüncelerin de donma noktası olamaz. Düşünce, ister istemez gelişecek ve değişecektir.

Yargı bağımsızlığı ve yargıda reform?
Yargıda reformun, uygulamadaki yozlaşmalara bakıp, "yasa yanlış, yasayı değiştirelim" şeklinde anlaşılmasına karşıyım. Yasanın alındığı ülkedeki ve Türkiye'deki uygulama karşılaştırıldıktan sonra, eksiklikler giderilmelidir. Türkiye, birçok Avrupa ülkesine göre, anayasaya bakınca, bağımsız bir yargıya sahip olduğu izlenimini veriyor. Uygulamaya müdahalenin mümkünse yargı bağımsız olamaz. Adalet Bakanlığının inisiyatifinde çalışan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda Adalet Bakanı ve Müsteşar söz sahibidir. Adalet Bakanının, yetkileri nedeniyle, bu kurulları etki altına alması çok olanaklıdır. Adalet Bakanı, gerekiyorsa kurula gözlemci olarak katılmalıdır. İspanya ve Polonya'daki gibi idari ve adli yargıya cevap vermek üzere yüksek bir yargı kurulu oluşturulmalıdır. Yargıtay ve Danıştayın görevleri de yeniden düzenlenerek, Anayasa Mahkemesinin partilere ilişkin ekonomik açıdan yaptığı incelemeler, Danıştaya, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunu yargılama görevi de, Yargıtaya verilmelidir.

Ombudsmanlık?
Bu kurumu zorunlu görüyorum. Yargının işini hafifletecek ve yurttaş açısından oldukça yararlı olacaktır.

 

kaynak : http://www.deltur.cec.eu.int