MUSTAFA BAYRAM

- Sayın hocam kendinizi tanıtır mısınız?
- 2.5.1919 yılında Taşkent'te doğdum. Futtular sülalesinden, Ramazan oğlu olup ilk orta ve lise öğrenimini Konya'da tamamladım. 1938 yılında M. Eğitim Bakanlığı hesabına elektrik mühendisi tahsili için Almanya'ya gönderildim. 1943 yılında Stuttgrat Yüksek Mühendis mektebini bitirdim. 2 yıl kadar Sanayi Tesisleri ve Üniversitede çalıştıktan sonra doktora yapmak üzere 1945 yılında İsviçre'de Zürich Federal Teknik Üniversitesi'ne kayıt yaptırdım. Mart 1947 de doktoramı bitirdikten sonra 6 ay kadar Lausanne'de bir fabrikada çalıştım yıl sonunda Türkiye'ye döndüm. 17.2.1948 'de İ.T.Ü Elektrik Fak. Elektrik Makineleri ve Tesisleri kürsüsüne asistan olarak tayin edildim.
Kürsü konusu ile ilgili olarak hazırladığım doçentlik tezi üzerine 1950 yılında doçent oldum. 1951-52 yılları arasında askerlik görevi sonucu İTÜ'ye tekrar döndüm. 1957 yılında Prof. olup 1959-62 yılları arasında fakülte dekanı olarak 3 sene hizmet etmiş ve 1964 yılında elektrik tesisleri kürsüsünün yönetimi ile görevlendirildim. 1955-70 tarihleri arasında İTÜ Teknik Okulunda Santraller ve Şebekeler Dersi öğretmenliğini yaptım.
1969-79 yılları arasında 10 yıl Uluslararası Talebe Teknik Mübadele Teşkilatı Başkanlığı yaptım. Almanca ve Fransızca bilip evliyim ve iki oğlum var. 25 adet tercüme 60 adet telif makalem, 8 adet tercüme, 12 adet telif kitabım elektrik Fakültesinde yayınlandı.
1951'den 1985'e kadar Elektro Teknik dergisini aralıksız 37 yıl çıkarma faaliyetini deruhte ettim. Emekli olunca bıraktım. 1986'da yaş haddinden dolayı emekliye ayrıldım. 1.1.1987'den beri İTÜ Teknik Elektrik Elektronik Fakültesi'nde sözleşmeli olarak çalışmaktayım. Bu arada aynı yıl Meclis Başkanı Necmeddin Karaduman'ın teklifi üzerine Milli saraylarda Elektrik Danışmanlığı Görevine başladım. 1992 yılında Beylerbeyi Sarayının bütün elektrik tesisatlarını üzerime işçi tulumu giyerek öğrencilerimle beraber çatıdan bodruma en küçük noktasına kadar ilgilenerek yaptım.

- Hocam kitaplıkta görülen şu plaketler hakkında bilgi verir misiniz?
- Onların ne olduğunu unuttum. Beraberce bakalım. Üniversite hayatım boyunca uluslararası ve ulusal kuruluşlar tarafından verilen 15-20 civarında plaket. Örneğin şuna bakalım. Uluslararası Talebe Teknik Mübadele Teşkilatı 10 yıllık hizmet sonunda verilen plaket. Bu arada övünmek için söylemiyorum. çünkü bizim şiarımız tevazudur. Yeni mühendis olduğum zaman 1948 yıllarında Taşkent santrali kurulması hükümet tarafından kararlaştırılmış. Sırrı Dökünter diye bir firma bunun yapımını üstlenmiş genç bir mühendis olarak işe müdahale ettim. Elektrik tesisatı yapıldıktan sonra birkaç defa gittik geldik. Bayındırlık Bakanlığından bir mühendisle santralı işletmeye geçirdik.

- Sayın Hocam Taşkent hakkında düşünceleriniz nelerdir?
- Taşkent'e uzun süredir gidememekle beraber Taşkent hasreti hiç aklımdan çıkmıyor. Havasıyla suyuyla, manzarasıyla, insanlarının çalışkanlığıyla. Meyve ve sebzelerinin tadıyla bambaşka bir yer, bizim vatanımız, yurdumuz, canımız her şeyimiz. Yazları severek, koşarak büyük bir iştiyakla gittiğimiz yerimizdi Taşkent'imiz. Çünkü Taşkent'te ayrı bir hava ayrı bir ruhaniyet var. Zannederim, Taşkent'e ilk yerleşen o pirlerden kaynaklansa gerek. Zaten tüm Taşkentlilerde bu ruhaniyeti hissediyorum. Siz buraya gelmekle beni yenilediniz ve mutlu ettiniz. Çok duygulandım. Hemen aklıma gelen bir iki anımı anlatayım; 14 yaşındayım. Konya'da okurken kiraz zamanı Taşkent'e gittik. 0 dönemde Taşkent'teki büyüklerimizden alim olan Hoca Kamil efendi bir de çok nüktedan hoş sohbet Tahsildar Kamil efendi vardı. Topluca mihraba gittik. önümüze kocaman bir sini tepeleme yığılı, Buz gibi mihrab suyunda sulanmış kiraz geldi. Ben meyveyi çok severim. Bir tutam kirazı saplarından avuçladım. Elimden ağzıma götürürken hoca Kamil Efendi kolumdan yakaladı. Bak bu da hakçılardan dedi. Kamil Efendinin bu sözü kirazın tükeneceğinden değil sevdiğinden hoşlandığından yaptığını biliyordum. Fakat ben çok utandım. Diğerinde ise 16-17 yaşlarında Taşkent'e gittiğimde Sazak'a gezmeye gittik. Sazak deresine dinamit attık balıkları yakaladık. Yakaladığımız balıkları paçalarımızı bağladığımız donlarımıza doldurduk. Sonra balıkları kızartıp yedik. İkindi namazını kılıp yola çıktık. Dere boyunca Taşkent'e doğru gelirken büyüklerimizden bazıları yollarda buldukları hayvanlara bindiler. Bizler yürüyerek geldik. O gün çok yorulduk. Bunu hiç unutamam.

- Hocam hemşerilerinize mesajınız nedir?
- İstanbul'da veya diğer şehirlerde Taşkentlilik ruhunu, Taşkent'in kendine has kültürünü devam ettirebilmek için birbirleri arasındaki diyalog kopukluğunu önlemek bağları kuvvetlendirmek amacıyla hemşerilerimiz dernek ve vakıf faaliyetlerini yoğunlaştırmışlar. Çok sevindim. Zaten yapılacak olan da buydu. Bizim atadan kalma adetlerimiz ananemiz folklorumuz, ne varsa yaşatmaya çalışmalıyız.
Bunu bir araya gelip konuşarak, kitap şekline sokarak veya pratik olarak yaşatmaya var gücümüzle çalışmalıyız. Değerlerimizin yok olmaması için Taşkentlilik bilincini canlı tutmamız gerekir. Kendi aramızda yardımlaşmamız çok önemlidir.

Röportaj Taşkent Çağrı Dergisinin 15 Ocak 1993 Tarihli Sayısından Alınmıştır.