GÜLE GÜLE ALİ AMCA

Ortaokul ve lisedeyken derslerden kaçmayı marifet sanırdık. Eğitim sistemindeki iflah olmaz ezbercilik, duygu ve şuurdan yoksun bir tarih öğreticiliği bizi derslerden soğutmak için yeterli sebepti.
Yakın tarihten bahsedilirken bunların 50-60 sene önce olduğunu, o döneme şahitlik edenlerden bir kısmının hayatta bile olduğunu bize maalesef hissettiremediler. Biz sadece televizyonlardan “Kurtuluş Savaşı gazisi 104 yaşındaki Nusret amca ilgisizlikten yakınıyor” gibi haberleri takip etmekle yetiniyorduk. Tarihi şahsiyetler sanki bize çok uzak bir zamanda ve mekanda yaşayıp gitmişlerdi ve bizimle pek alakaları yoktu.

Halbuki Abdülhamid Han, Beylerbeyi sarayında vefat ettiğinde tarih 1918’i gösteriyordu. Yani ben doğmadan yaklaşık 60 yıl önce… İkinci Cihan Harbi patlak vereli şunun şurasında yarım yüzyıl oldu. Yani tarih bize o kadar da uzak değil. Lisede tarih dersi notu pek de iyi olmayan ben, şimdi tarihle o zamanlar hocalarımın benden beklemediği kadar ilgiliyim. Hatta lisedeki tarih hocamla bir sempozyumda karşılaştığımızda benim tarihe olan merakıma şaşırmıştı.

Bunları niye anlattım?

Geçenlerde kıymetli ağabeyim Hasan Birpınar, Çanakkale’ye gitti ve binlerce şehit mezarının arasından dedemin amcasının mezarını buldu. Bana fotoğrafını göndermiş. Fotoğrafa baktığımda gözlerim doldu. Babaannem “Yavrum dedenizin amcası genç yaşta Çanakkale’ye gitti, orada şehit olmuş. Sonra hiç haber alamadık. Mezarını da bilmiyoruz” diye anlatır dururdu. İşte ağabeyim o mezarı nihayet bulmuştu.

Mezarın üzerinde aynen şöyle yazıyor:

“Pirlerkondu, Mehmetoğlu Ali, Doğum: 1891, 24 yaşında”… Mezar taşını okuyunca gözlerim doldu. Hem iftihar ettim hem de kendimden utandım. Dedesinin amcası deyince yaşlı biri canlanıyor insanın gözünde. Halbuki hayatının baharında, henüz 24 yaşındayken şahadet şerbetini içmiş. Keşke atalarımıza layık olabilsek. Geç tanıdığım için geç vedalaşıyorum: Güle güle Ali Amca…

Ömer F. Birpınar
6.Aralık.2006

 

 
 
GERİ